Bir Karadeniz Hatırası

2000 yılıydı sanırım. Araba ile büyük bir Türkiye turu atıyorduk. Karadenize geldiğim anda bir farklılık sezmiştik. Yol sorma gafletinde bulunduğumuz anda bu girdabın içine girmiş olduk. Uzungöl’e nasıl gideceğimizi sorduğum çiçekci oldukça detaylı bir tarif verdi. Fakat kilometrelerce yol gittikten sonra aslında tarif ettiği yerin Zigana yaylası olduğunu anladık. Anlamak da aslında pek işe yaramadı.”O kadar yol geldik bari burada kalalım” dedik fakat bu sefer de Zigana yaylasına ulaşamadık. Okun nereyi gösterdiğini anlamak için arabadan inip önüne giderek dibinden bakmam gerekti.

55266_451073722073_7587152_o Tabelayı öyle bir yere koymuşlardı ki önünden geçip geçip doğru yola ulaşamıyordunuz. Anayoldan gelirken sola dik bir yokuşla aşağıya doğru bir yol vardı. Dolayısıyla ana yoldan göz hizasında yolun varlığı imkanı yok sezilmiyordu. Tabelayı da yolun daha da soluna koydukları için ilk büyük ok sanki anayolu takip etmemizi ister gibiydi. Halbuki aşağı inen yolun sağına koysalar hiç kargaşaya mahal vermeyeceklerdi ama neyse.

Karadeniz bölge sınırına girildiği andan itibaren, bütün otellerde çeşmelerde, maviden sıcak, kırmızıdan soğuk akması da ilginçti. Buna, o bölgede usta çırak ilişkisi ile yetişen sıhhi tesisatçıların, nesiller önce ilk ustanın renk kodlarını ters öğrenmesi ve ilk çırağına yanlış öğretmesinin sebep olduğunu düşünmüştüm. Hala da daha mantıklı bir açıklama bulamadım.

Yaylada karşılaştığımız yaşlı çiftle sohbet de beyin donduran türdendi. Nerdensiniz dediklerinde “İstanbul” dedim ve saniyesinde amca “bizim yeğen var orada… Kamil bildin mi ?” diye klişeyi oturttu. Teyze ise gördü ve yükseltti. “Biraz önce Turistlerle karşılaştık gördünüz mü?” dedi. “Yok teyzeciğim karşılaşmadık” dedik. “Baya bir konuştuk çok iyi insanlardı” dediğinde, kafamdan geçen lisan problemini sorsam mı sormasam mı diye düşünürken teyze ters köşeye yatırdı beni “Kıbrıslılarmış, görsen ne güzel Türkçe konuşuyorlar aferim onlara” dedi.

PictureSupplierYayla dönüşü o yol sorduğum çiçekçiyi buldum. Üşenmedim gittim, “Abi sen bizi yanlış yaylaya göndermişsin Tarif ettiğin yer Uzungöl değil Zigana’ymış” dedim. Soğukkanlı bir şekilde şivesinin hakkını vererek “bileyrum” dedi. İçimde bir kızgınlık büyümeye başlamıştı ki, devam etti “Uzungölün yolu bozuk diye size Zigana’yı tarif ettim“.

İnsan cidden kilitlenip kalıyor böyle bir durumda.

O bölgedeki bir başka anı da sanırım Çarşamba taraflarında, deniz kenarında bir balık restoranında yemek yerken yaşadığım bir olaydı. Dışarıda gök yarılmışçasına deli bir yağmur yağıyordu. Biz de camekan bir bölümde yemek yiyorduk. Camekana çarpan damlaların sesi konuşulanları bile anlamaya izin vermez boyuttaydı. Garson mutfağa doğru seslendi “Ula Cemal Yağmur yağıyor” mutfaktan cevap geldi “Nerden anladin oni?

Fıkralardaki karadenizliler ihtiyaç fazlası. Orjinalleri daha süper. Bir ara size içinde lazlarla beraber rol aldığım fıkraları anlatırım, anlarsınız.

Şimdi artık gitmeye çekiniyorum. O bıraktığım yeşili, muhteşem doğayı bulamamaktan korkuyorum. Sumela manastırı bile 1989 da gittiğimde virane ama muhteşem bir yerdi 2000 de gittiğimde ytonglardan “restore !” edilmiş saçma sapan bir yapıydı.

Facebooktwittergoogle_plusredditpinterestlinkedinmail

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.