Kim Kimden

Dünyanın evrilmesi esnasında bir konu evrilmeye direnç göstermiş hatta tersine geri gitmiş. Gruplaşmalar… Öyle hassas bir dengede duruyor ki bir adım ötesi de bir adım gerisi de mükemmel. Ancak olabilecek en kötü noktada kalmayı downloadbaşarabilen bir konu bu.

Hiç gruplaşma olmasa otomatikman kavga, sınır, çatışma bitecek, gruplaşma büyüyüp herkesi içine alsa çatışacak grup kalmadığı için yine çatışma ve sınır bitecek. Ama yok illa muhtelif gruplar olacak ve biribiriyle çatışacak ki huzur bulamayalım.

“Sen bizdensin !”, “Ben sizdenim !”, “O bizden değil !”, “Biz kimiz?”

Pekı o zaman “Ben kimdenim?”

ihtiyaclar-hiyerarsisi-piramitKimden olduğunu seçmeden de bir gruba dahil oluyorsun. Sonra bilinçli olarak seçerek de dahil oluyorsun. Sürü içinde yaşamak fıtratımızda var. Maslow ihtiyaç hiyerarşisinde* üçüncü sırada sayar bir gruba ait olmayı. Öyle bir içgüdü ki dayanamıyoruz, karşı koyamıyoruz.

Bir futbol takımı, siyasi parti, ideoloji, din, mezhep, ırk, ülke, mahalle, meslek grubu, arkadaş grubu farketmiyor. Mutlaka bir grubun içinde kabul edilmiş olarak, o gruba ait olarak yaşama dürtümüz var.

Bir gruba da girdik mi, dışlanmamak veya grup içinde saygın bir pozisyon elde etmek için yapmayacağımız şey kalmıyor.

Durup sakince düşününce son derece saçma gelebilen bir konu grup tarafından önünüme konduğunda deliler gibi savunuyoruz. En okumuş, aklı başında insanlarda bile gözlemledim bunu. Grubun dışındayken eleştirel yaklaşırken, gruba dahil olunca ölesiye haklı bulan insanlar gördüm. Özellikle siyasi parti söz konusu olunca hele vaziyet çok daha kötü.

Bu davranışı bilen bir grup lideri grupları birarada tutmak için ya ortak bir hedef ya ortak bir düşman belirlemek zorundadır. Böylece grup dağılmadan başarıya veya liderin akıl sağlığına göre cinnete birlikte koşabilir.

Buna çok güzel iki örnek var tarihte:

Mustafa Kemal, ortak bir düşman yerine ortak bir hedef belirledi. Yükselmek, ileri gitmek ve modern devletler seviyesine çıkmak. Ortak bir düşman da negatif bir yükleme ile aynı etkiyi sağlar aslında. Amerika yıllarca kominizmi dolayısıyla da Rusya’yı senelerce ortak düşman olarak göstererek ülkeyi başarıyla yönetti.

Bazen düşman yenilir. O zaman yeni bir düşman bulmanız gerekir. Tıpkı El-Kaide, Saddam, Esad veya ISID ya da DEAŞ gibi..

HiRes_0Madem ki gruplara dahil olmadan yaşayamıyoruz; o halde belki içinde bulunduğumuz grubu bu şekilde analiz edersek, grubumuza bundan sonra farklı bir gözle bakabilir, hatta belki de eleştirebiliriz.

Bir grup size bundan 100 belki 1000 yıl önce olmuş bir olayı gösteriyorsa ve karşınızdaki grubun düşman olduğunu söylüyorsa, düşmanınız hiç bitmiyorsa, hatta bütün dünya size karşıysa, tam herşey yolundayken birden ortalık karışıyor ve savaşmanın eşiğinde geziliyorsa bulunduğunuz grup sizi kullanıyor demektir.

Bu grup dini bir grupsa eğer elinizdeki dini kaynakları sorgulamanız doğru bulunmuyorsa, sürekli bir dini liderin söylediklerinden bahsediliyor ama işin özüne inmeniz istenmiyorsa; “Siz anlayamazsınız ben anlar size anlatırım” diyen adamın sizden daha zeki olmadığı gün gibi meydandaysa bu grup sizi kullanıyor demektir.

Ait olduğunuz mezhep, dinin en doğru  halinin kendi söyledikleri gibi olduğunu, diğer mezheplerin zamanla olayları çarpıttığını söylüyorsa kullanılıyorsunuz demektir. (Diğer mezhep de kendi taraftarlarına bunları söylüyordur)

Başarısız olan futbol takımınız; “federasyon ve hakemlerin zaten hep diğer takımları desteklediğini” söylüyor ve onları bir çeşit düşman olarak gösteriyorsa, kullanılıyorsunuz demektir.

Bugün bir durup düşünün, ait olduğunuz gruplar ne kadar doğru ? Ne konuşuyorlar ? Acaba söyledikleri şeyler ne kadar gerçek ? Başka gerçekler olabilir mi ?

Bunlara baktığınızda kullanılmadığınız yönünde bir fikriniz oluşursa ne ala. Demek ki kullanılmaktan aslında hoşlanıyorsunuz veya kendinizi grubun dışına itilmiş olarak görmekten ölesiye korkuyorsunuz demektir.

Gelin mantık ve düşünce etrafında gruplaşalım ve bu “cehalet ve kullanılma” kalıbına karşı savaşalım.. 

 

Yok yok sadece ironi yaptım. Kimseyle savaşacak halim yok benim.


 

* Maslow, gereksinimleri şu şekilde kategorize etmektedir.

  1. Fizyolojik gereksinimler (nefes, besin, su, cinsellik, uyku, denge, boşaltım)
  2. Güvenlik gereksinimi (vücut, iş, kaynak, etik, aile, sağlık, mülkiyet güvenliği)
  3. Ait olma, sevgi, sevecenlik gereksinimi (arkadaşlık, aile, cinsel yakınlık)
  4. Saygınlık gereksinimi (kendine saygı, güven, başarı, diğerlerinin saygısı, başkalarına saygı)
  5. Kendini gerçekleştirme gereksinimi (erdem, yaratıcılık, doğallık, problem çözme, önyargısız olma, gerçeklerin kabulü)

 

 

Facebooktwittergoogle_plusredditpinterestlinkedinmail

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.