Konfor Alanı ve Tutkular

İnsanın içgüdüleri ile kendisi arasında ilginç bir savaş var aslında. İç güdüler diyor ki “Tamamdır böyle… Hayatı fazla kurcalama yaşamaya devam et. Nasıl olsa bir eksiğin yok. Aynı tempoda yaşa git işte!..” Ancak insanı insan yapan beyin de tam tersine “Eee böyle her gün aynı yaşayıp gideceksen ne manası kaldı ki yaşamanın? Hiç mi istediğin bir şey yok ? Haydi onu yap. Evet zor olacak ama ya yapınca alacağın haz, elde edeceklerin ne olacak ?” diye bastırıyor içeriden.

İç güdüler insanı konfor alanında yaşamaya iterken, insan zor olanı yapıp o alandan çıkmayı da istiyor. Çelişkiler bizim DNAmızda var.

20 yaş civarında İstanbul’dan gidip Kuşadası’nda bir hayat kurdum, sonra senelerce okuduğum mesleği bırakıp hayalimdeki mesleğin peşinden sıfırdan başlayarak yazılımcı olmak için yeni kurduğum hayatı bırakıp İstanbul’a geri döndüm.

30 yaşıma geldiğimde yöneticilik yaptığım rahat işimi bırakıp kendi işimi kurdum. İyi zamanlarım da oldu kötü zamanlarım da oldu. Pişman olup olmadığımı bilemiyorum. Ama herşeyi oturttuğum, rahatımın yerinde olduğu işi bırakmak o dönem için konfor alanımdan çıkmaktı. Çıktım !..

40 yaşıma geldiğimde, ülke bana dar geldi. Evi barkı ardımda bırakıp sıfırdan bir hayat kurmaya İngiltere’ye yerleştim.

50 yaşıma yaklaşırken durulacak değilim ya. Bu sefer de burada kurduğum hayatı bir seviye hatta birkaç seviye birden değiştirmek istiyorum.

Bütün olay yaş ilerledikçe, hayattaki önceliklerin, önemlerin, isteklerin, ihtirasların değişiyor olması aslında.

Ortaokul zamanlarımda bilgisayar programcısı olmak gözümde erişilmez bir olaydı. İlk bilgisayarımı aldığımda ilk programımı yazmak için ne çabalamıştım. O garip komutlar ve işlemleri öğrenmek tutkuya dönüşmüştü. İnternet yok tabi. Bir programcılık kitabı bulmak neredeyse tamamen imkansızken, bir derginin kuponlarını biriktirip kitap kazanmıştım. O kitabı hatmedip ilk programımı anlayarak yazdığımda “Evet” demiştim ben bunu okuyup bunu yapacağım. Hatta o yıllarda en yakın arkadaşım yine o dönemlerde yükselişte olan Turizm Otelcilik Lisesine kaydını yaptırdığını söylediğinde ailemden bunu sakladığımı çok net hatırlıyorum. Ondan önce de Deniz Lisesine girip subay olmamı isteyen ailemi kırmayıp sınava girmiştim ama soruları çözüp yanlışlarını işaretleyerek kasten kazanmamıştım. Amacım normal bir liseye giderek üniversitede bilgisayar ile ilgili bir bölüm okumaktı. Boşboğaz arkadaşımın sayesinde ailemin turizm otelcilik lisesinden haberi oldu. Normal liseye yaptırılmış olan kaydımı sildirip beni otelciliğe yönlendirdiler.

Üniversitede artık bilgisayar ile ilgili bir bölümü kazanmam imkansızdı. Otelclik meslek liselerinde ikinci sınıftan itibaren matematik ve fen bilimleri dersleri yoktu. O zamanki sisteme göre zaten meslek lisesinden mezun olunca kendi branşın dışında bir yer okumak istiyorsan ayrıca puan kırılıyordu. Mecburen üniversiteyi de turizm okumak zorunda kaldım.

Ama tutkunun gücü inanılmaz. Gece resepsiyonda çalışırken otelde kullanılan Unix sisteminin arka ofisteki tozlu kitapçıklarını okuyarak, sistemi anlamaya ve problemlere müdahale etmeye başladım. Bu da otelin bilgi işlemcisinin dikkatini çekti. Tam Kalkan’da küçük bir otelin genel müdürlüğü teklifinin ardından İstanbul’a giderek otelin bağlı olduğu holdingin bilgi işleminde çırak olarak çalışma teklifi geldi. Düşünmedim bile. Tutkularımın peşinden gittim.

Otuzlu yaşlarda kendi işimi yapıp çok başarılı bir yazılım firması açmak yeni tutkumdu. İşimde iyiydim. Neden yapamayacaktım ki ? Yaptım. Hem de yaptığım yazılımla gazeteye çıkacak kadar da iyi yaptım. Sonrasında Türkiye’deki siyasi islam ve o dönem onlara boyun eğmemenin sonucu olarak kapatmak zorunda kaldım ama yine de yapmaktan pişman olmadım.

Kırklı yaşlara gelip de gidişatın iyiye olmadığını gördüğümde yurt dışında yaşamak ve kızıma bir pasaport daha verebilmek benim yeni tutkum olmuştu. Yine yönetici olduğum işi bırakıp düz yazılımcı olmak üzere yola çıktım. Çok zor bir ilk sene geçirmemize rağmen onu da yaptım. Ondan sonraki seneler de rahat değildi. Evet Türkiye’de çok iyi konumda bir yazılımcıydım ama İngiltere standartlarına göre hiç de iyi sayılmazdım. İki sene sabah akşam ders çalışarak arayı kapattım. Üçüncü senenin sonunda İngilteredeki benim diyen yazılımcı ile aşık atacak seviyeye geldim. Ve hepimizin bir İngiliz pasaportu oldu.

Ellili yaşlara gelirken İngiltere’nin Avrupa birliğinden çıkma kararından sonra tekrar herşeyi bir gözden geçirdim. Evet burada herşeyi rayına oturttum, vatandaşlık da tamam. Madem öyle buranın benim açımdan bir espirisi kalmadı ki. Madem dünya artık internetin ucunda dönüyor ve nerede olduğumun önemi olmadan çalışabiliyorum. O halde neden daha sıcak güneşli bir yerde yaşamayayım diye düşündüm.

Hayatımın rotasını şimdilerde güneşe çevirmek istiyorum. Artık alıştım nasıl olsa onu bir şekilde hallederim biliyorum.

Asıl bu aralar yıllardır bastırdığım başka bir tutkumun peşindeyim. Üniversite yıllarımda her yere bisikletle gider gelirdim. O yıllardan sonra hep istememe rağmen aile eş dost akrabaların bilinç altı ve üstü işlemeleri ile motorsiklete hiç bulaşmadım. Aman tehlikeli, otomobil var zaten ne işin var motorsikletle vs derken hep uzaktan baktım.

Bugun artık bu yaşta kimseyi dinlemek zorunda olmadığım bir dönemde neden yapmayayım ki diye düşündüm. İlk olarak ehliyet işini halletmem gerekiyordu. Buranın kanunlarına göre dört aşamanın ikisini hallettim. Bu da bana 125 cc bir motorsiklet kullanma hakkı verdi. Önce bir garaj kiraladım. Sonra gittim kendime eski bir Suzuki Marauder aldım. Hafta sonları kimsenin olmadığı garajın oradaki sanayi bölgesinde pratik yaptım. Sonra trafiğe çıkabilecek kadar ilerlettim. Şimdi de son iki sınavı vermek için tekrar ders almak için kursa yazılıyorum. Ehliyeti alınca kullanmak için daha eli yüzü düzgün bir motorsiklet de buldum. Bahara hafta sonu seyahatlerine yeni motorumla çıkmayı hedefliyorum.

Konfor alanımı hep zorladım, hala zorluyorum. “Yapma, etme, otur oturduğun yerde, tehlikeli, zor, riskli, pişman olursun” ları dinleseydim bugüne kadar yaptıklarımı yapamayacak ve sadece bulunduğu konumdan şikayet edip söylenen ama hiç adım atmayan adamlara dönecektim.

Bu saatten sonra da hiç kimsenin olumsuz fikirlerini dinlemeye niyetim yok. Baştan uyarıyorum hiç kimse kendini yormasın. Ben ne yaptığımı hep bildim yine biliyorum.

Altmışlı yaşlardaki tutkum bakalım ne olacak? Ben de merak ediyorum.

Facebooktwittergoogle_plusredditpinterestlinkedinmail

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.