Dikiz

Beyoğlu deyince benim aklıma hep bir dönemki haftasonu rituellerim gelir. images (2)Hemen hemen her haftasonu yalnız veya arkadaşlarımla beyoğluna gider, sahaf turlarını tamamlar sonra balık pazarının içinden çıkmadan önce yarım ekmek kokoreçi kağıda sardırır, tam balık pazarının karşısındaki bankanın camının önündeki çıkıntıya oturur, bir yandan kokoreçimi yer bir yandan gelen geçenleri seyrederdim.
İnsanları seyretmek benim en sevdiğim uğraşlarımdandır. Kimi akvaryumdaki balıkları seyreder ya hani aynen öyle. Her bulduğum fırsatta “görünmez olduğum” bir köşe bulup gelip geçen kalabalığı seyrederim. Hepsinin images (1)yüzlerine tek tek bakmak, mimiklerini yakalamak, yanındakilerle ilişkilerini tahmin etmek ama en çok da ortak yanlarını bulmak eğlenceli bir uğraş

Binlerce insanı izledikten sonra, aslında insan denen canlının, birkaç farklı özelliğin kombinasyonundan ibaret olduğu kanaatine vardım. Böyle bakınca ana hatlarıyla herkes aynı, farklılık sadece davranışlarda kendini geliştirme noktasında ortaya çıkıyor.

Bazılarını yakından izlemek fırsatı da oluyor. Mesela çalışırken karşındaki masaya gelen ilginç bir tip, bunun farkında olmasa da, iş hayatını çok renkli hale getirebiliyor.

Yıllar önce çalıştığım bir iş yerinde 50 yaşına merdiven dayamış bir programcı vardı. Masasında kalem bile yoktu. Zaten aslında yıllardır taaa ilk zamanlarında yazdığı program hata bile vermediği için, gündelik pek bir işi de yoktu. O kadar eski bir sistemle çalışıyordu ki  yeni bir proje geliştirmesi istenmiyordu, ancak o eski sistemde problem çıkma ihtimaline karşı da kimse oynatamıyordu yerinden. Kısaca hiç işi yoktu ama her ihtimale karşı hergün işe geliyordu.

Sabah işe ilk geldiğinde bir rutini vardı. Çaycıdan çay ister, adam çayı getirdiğinde 10 dakika futbol üzerine konuşur, sonra çayından bir yudum alıp bu çay soğuk diye geri gönderirdi. Çaycı için bu o kadar rutindi ki hiç itiraz ettiğini duymadım. Masasında hiç bir şey olmazdı, sadece bir bilgisayar ve çekmecesinde bir inç cetveli. (raporların kağıda düzgün oturması için lazımdı o zamanlar) O bilgisayarı da hiç açmadan günü kapattığı çok olmuştur. Zaten eski bir model olduğu için yeşil ekranlı bir bilgisayardı. Yani vakit öldürecek bir özelliği yoktu. Sabah çay rutininden sonra sırayla diğer departmanlardaki arkadaşlarını arar her biriyle bir gece öncesinin hasbıhalini yapar sonra da memleketteki anasını arardı. Ki bu arama, annesi az işittiğinden,  departmanın her köşesinden net olarak anlaşılırdı.

Bir diğeri bir projeyi başka bir programcıya anlatırken kafasında hayali kutular oluşturur, o kutulara bilgiler koyar, sonra anlatıren havada elleriyle hayali kutuları bir yerden bir yere taşır dururdu. Bunu farkettiğimde muzurlık olsun da kafası karışsın diye, hayali kutularını alıp havada başka yere koyardım. Bunu ilk yapışıma kadar ne kendisi ne de 20 yıldır beraber çalıştığı insanlar onun bu davranışına dikkat etmemişlerdi.

İyi bir izleyiciyseniz hayat size akvaryum gibi gözükmeye başlıyor. Hem balık olup yüzebilir hem seyirci olup seyredebilirsiniz. Arada siz de seyredin bazı balıklar çok renkli.

 

Facebooktwittergoogle_plusredditpinterestlinkedinmail

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.